Göz hakkı


Geçenlerde  eve dönerken, metronun yanlış tarafındaki kapıdan çıkmam sonucu gitmem gereken yerin karşı tarafındaki  bölümüne çıktım. Önce kendime, dikkatsizliğim nedeni ile kızdım, ama sonra şahit olduğum bir olay nedeni ile sevindim.
Kaldırırmda, dilenen 3 çocuklu Suriyeli mülteci bir kadın vardı. Arkamda kalan yerde yemek yiyenlere bakıyorlardı. Çocuklara bisküvit ya da çikolata alayım diye aklımdan geçiriken, birden arka taraftaki bir  kebap salonu gibi bir yerden 17-18 yaşlarında, ufak tefek yakışıklı bir genç çıktı. Suriyelilere yiyecek getirdi. Yanında çok hoş bir kız arkadaşı vardı. Eliyle buyur ettiler. Çocuklar önce bir durdular sonra yemeye başladışlar. Anneleri dualar ediyor idi. Delikanlıya " genç adam bir bakarmısın lütfen " diye seslendim. Kız arkadaşı ile birlikte bana döndüler, açıkçası biraz da ürktüler, " evet bey amca " diiyerek cevap verdiler. Ben kendilerine teşekkür ettim. Bana " göz hakkı," dediler ve o salona doğru geçtiler. Hüzünlü bir olay gibi başladı ama mutlulukla sonlandı. Bu olay bende çocukluğum ile bir anımı canlandırdı. Şimdi o anıyı ve hayat üniversitelerimden bir kişiyi, Ali' yi anlatmak istiyorum.
Benim çağımdaki hemen hemen her kişi, sokakta bir şeyler yemenin günah olduğu söylemleri ile büyümüştür . Halen bu söylemler yaygın olarak kullanılıyormu, bir fikrim yok. Biz aile olarak çocuklarımıza, günah değil ama ayıp olduğunu ve nedenlerini hep anlatmışızıdr. Bu konuda ben biraz daha ileri giderim. Caddeye bakan, insanların geçtiği restoran türü yerlerde, asla bu bölümlerde oturup bir şeyler yemem. Belki zamanla ben de de bu davranış şeklinde, erozyonlar olur, bilmiyorum. En azından olmaması için çalışırım.

Şimdi gelelim Ali' ye. Ali dedğim sizi aldatmasın. Ali benden 5-6 yaş büyük biri idi. Abi dememi istemezdi. Kendisi ile ilk tanışmam, ilk okul bitirme sınavından dönüşümde oldu. Yıl 1961. Yusuf Riza mektebinden çıkp, eve yani Basmaneye yayan dönüyorum. Son gün imtihanı el işi ve İngilizce. Elimde el işleri, küpler, piramitler ve Gatenby 1 kitabı.  Büyük Fettah sokata, alış veriş ettiğimiz yufkacının önünden geçerken, Ali elimdekilerin ne olduğunu sordu, kitaba baktı. Bana " el işlerini beğendim, ben sana bu tür işler öğretirsem bana İngilizce öğretir misin " dedi. El işlerini ağabeyimin yaptığını söylediğimde " olsun, en azından yaparken görmüşsün, kolaylıkla yaparsın " dedi. Daha sonra ben ona İngilizce öğretmeye çalıştım ancak başarılı olamadık, o da zaten bırakmak istedi. Ben ve tüm arkadaşlarım  Ali' nin, çalıştığı yerde,  oranın sahibi olduğunu düşündüğümüz kişinin oğlu olduğunu düşünürdük. Ama değilmiş. Bir gün abana, Mut ya da ermenekli olduğunu, anne ve babasının olmadığını ve bu kişinin de onu yanına aldığını anlatmıştı. Yani, evlatlık gibi biri idi. Ben bu konuyu kendisine  bir daha hiç sormadım.

Ali, ilk okul mezunu idi, ama inanılmaz bir öğrenme hırsı vardı. Lise ye gidinceye kadar haftada 1-2 kez eve alıanacak olan tel ya da yassı kadayıf nedeni ile imalathene- dükkana uğrardım.. Hafta sonlarında da , arkadaşlarla birlikte oturur ve konuşurduk. Benden, bir önceki senenin okul kitaplarını ve hatta defterlerimi isterdi. Çalışırdı, imtihan etmemi isterdi. Evden ona, ağabeylerimin klasik türk ve batı edebiyatı romanlarını götürürdü. Bunları alabilecek parası yoktu. Bunun karşılığında bana bir şeyler yapamadığı için üzüldüğünü de bilirdim. Bana karşılığında, cilt yapmayı, içine farklı rekli boya atılmış mamaliga ve saç tarağı ile orjinal defter- kitap kapları yapmayı o öğretti. Hasarlanmış, yapraklarında kopmalar olmuş kitap ve defter sayfalarının nasıl tamir edileceğini hep ondan öğrendim. Bir keresinde bana " osman, ödeşiyoruz değil mi ? " demişti. Borçlu kalmak istemiyordu her halde.
Tel kadayıf ya da yassı kadayıf yaparken rast geldiğimizde, tel kadayıftan bir parça koparır ve sunardı. " göz hakkı " derdi. Bunun ne demek olduğunu o kadar güzel anlatmıştı ki. Fakirliğin, imrenmenin ne olduğunu kendi büyüklerimden duyduğum gibi ama  daha açıklayıcı bir şekilde Ali' den öğrendim. Anlatmasa idi, beliki ileride anlamını öğrenebilirdim, ama geç olabilirdi.
Rahmetli annem, büyüklerimiz , sokakta bir şeyler yemenin hem ayıp hem de günah olduğunu söylerlerdi. Çocukluğumda fuara gidip, o zamanlar yeni yeni görülmeye başlayan sucuklu bir tostu, neden gizli bir şekilde bir ağacaı altında yediğimizi  anlamazdım. Yıllar içerisinde bunun bir göz hakkı olduğunu öğrendim. Yaşasalardı ve bugün sokaklara taşan  restoranları, pizzacıları, kebapçıları görselerdi her halde hayretler içerisinde kalır ve " gökten taş yağacak, Allah bunların günahlarını affetsin  "  derlerdi . Onlara göre ayıp olan bir şey her halde güünahtı. Sormak hiç aklıma gelmedi.

Yıllar geçti, benim eğitimim, eve gelen kişilerin azalması nedeni ile daha az çarşıya çıkar oldum. Haftada 1 gün yine de götrüşürdüm. Bir gün dükkanın kapanmış olduğunu gördüm. Ali' yi bir daha görmedim. Nerededir, ne yapar hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey, el becerisi, aşırı öğrenme arzu ve yeteneği olan bir kişinin şartlar nedeni ile kaybolmuş olmasıdır. Hala üzülürüm. Kim bilir Ali gibi ne cevherler kayboldu bu ülkede.


Diğer Anılar ve yerler dosyası için tıklayınız............


Öneri, katkı ve eleştirileriniz için

oskocana@yahoo.com.tr   adresine yazabilirsiniz.

14 Mart 2017

Osman Koçanaoğulları - İZMİR


COPYRIGHT   2014    Osman Koçanaoğulları    İZMİR