Makedonya cumhuriyeti ve Eski Yugoslavya

Makedonya' ya iki kez gittim. İlk gidiş nedenim ( 1978 yılı), ata topraklarını ve kalan bir şeyler var ise görmekti. İkici gidişim 2105  yılında  büyük oğlumun oraları görmek istemesi idi. Bu seyahatler, iki dönem arasındaki farkları, artıları ve eksileri gözlemek imkanı sundu.

1978 yılında kız kardeşim ve bir tanıdığımızın kızı ile gittik. Vize yoktu. Seyahatı ten ile yapmıştık (Balkan ekspresi). Bulgar gümrüğü, bu gün olduğu gibi idi. Vize vardı. Vize için gerekli olan parayı verdik, ama sorun çıkartıyor " komşi, komşi " deyip duruyorlardı. Durumu anladım. 50 Alman markı verdim. Sorun anında çözüldü. O dönemşerde Bulgaristanda çok katı bir Komunizm vardı. Daha sonra bu döneme ait Bulgaristan anılarımı da yazarım. Tren Bulgaristan dan Eski yugoslavyaya geçerken uzunca bir süre sınırda bekledik. Her komprtman didik didik arandı. Oturduğumuz kuşetli bölümler çıkarılıp altlarına ve içlerine bakıldı. Nedeni, katı rejimden kaçacak olan Bulgar vatandaşlarını yakalamak. Demek ki kaçanlar oluyormuş. İlk vardığımız ve konakladığımız yer Niş (Nişova).

Buraya varıncaya kadar, Bulgaristanda ( sabah erken saatlerde Sofyaya vardık) gülmeyen ve çok ciddi yüz ifadeli Bulgar vatandaşları dikkatimizi çekmişti. Bu na o saatlerde okula giden, aslında cıvıl cıvıl olması gereken ama olmayan çocuklarda dahildi. Tüm işletmeler, tarlalar devlet tekelinde idi. Açıkçası tarlalarda çalışan pek insan görmedik. Bu tablo Yugoslavya sınırından içeri girince değişti. Gülen yüzler, çalışan insanlar. Yugoslavya da farklı bir sosyakizm vardı. Buna Tito tipi sosyalizm diyorlardı. Hatırladığım kadarı ile 10 dönüme kadar toprak sahibi ve ev sahibi olabiliyordunuz. Yollar éYugo" marka ufak aile arabaları ile dolu idi. Yollar işine giden, Bulgaristana göre oldukça iyi giyimli insanlar ile dolu idi. Akşamkarı kafeler çok kalabalıktı. Renki televizyon satılan mağazalar vardı. Sokaklarda, üsütü başı derbeder hiç kimseyi görmedik. İnsanlar belki çok lüks yaşamıyorlardı ama orta dercenin biraz üstünde sayılabilecek bir yaşama sahiptiler.

Aradan yaklaşık 20 sene geçti, tekrar oğlum istediği için buralara gittik. Bu sefer hava yolunu kullandık. 5 gün bir mihmandar eşliğinde gezdik. Mlihmandardan, ahalinin sosyo-ekonomik durumunu öğrendik. Sistem AÇIK PAZAR ekonomisi ama aslında ALTTA KALANIN CANI çıksın sistemi. Her iki dönem arasında ki en önemli fark bu. Ciddi bir işssizlik var, bizde olduğu gibi her taraf özel üniversiteler ile dolu. Önemli sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandası öğrenci var. Üniversiteyi bitiren Makedonya vatandaşları aylak aylak geziyorlar, çünkü, iş yok, üretim yok. Mihmandarımız genç bir ekonomist, iş olmadığı için bu işi yapıyor. Her taraf özel hastane, poliklinik ile dolu. Nüfusu az olan bu ülkede bu kuruluşlar nereden para kazanır, o da ayrı bir soru.

Tito dönemlerinde ki fabrikaların hemen hemen tamamı ekonomik değil diyerek kapatılmış. Anladığım kadarı ile ciddi bir kara para aklama trafiğ var. Bize anlatılan, Ülke genelinde ama özellikle de Üsküp şehrinde ki yeni yapılan  devasa heykeller gereksiz gösterişli binalar kuleler, hep bu kara para aklama ile oluşuyormuş. En son Berlusconi' in 6 milar Euro' su aklanmış, devlete de bu paradan 3 milyar Euro haraç verilmiş. Tüm bu yapıların bu para ile yapıldığı söylendi. Halk çok huzursuz ve mutsuz. Türk turistler ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Makedonlar da olmasa, işlerinin çok zor olacağı hep anllatıldı. İnanılmaz bir taksici sektörü var. Benzin bize göre çok ucuz ama, gene de iş yapamıyorlar. Binenler sadece turistler.
İşin açıkçası yeni sistem pek birişe yaramamış. Ben mihmandarımıza bunun bir nedeninin de geçirilmiş olan iç savaş olabileceğini söylediğim de bana bu olayların etkisinin abartılduğı gibi olmadığını söyledi.
İkinci önemli gözlemim toplumsal olarak hem etnik hem de dini açıdan bölünme. Tito döneminde böyle bir şey gözlememiştim. Belki var idi ama ben farkına varamamıştım. Bilmiyorum. Türk kökenli makedonya vatandaşlarında pek sorun yok. Sorun Arnavut kökenliler ile makedon ve sırp kökenliler ile müslümanlar ve hiristiyanlar arasında. Köyler, kasabalar hatta şehirler bu durumda. Yoldan geçerken bu durumu evlere asılmış bayraklardan, her yerleşime yapılan camilerden ( bu camiler bir birlerinin kopyası, bize paranın arap ülkelerinden geldiği söylendi, doğrumudur bilmiyorum ) küçük kiliselerden hatta Üsküp te ki kocaman VODNA dağına yapılan HAÇ tan anlıyorsunuz. Bir de Makedonya devleti bu etnik bölünmeye karşı durabilmek için dev Makedonya bayraklarının çekili olduğu dev bayrak direklerinin varlığı görülüyor (Resim 2, 3, 4). Bazı küçük yerleşimlerde bir cami olmasına rağmen ilave olarak yapılan bu tür camiler görülüyor. Büyükl camilerin kapıarında Türkçe ilanlar var (Resim 1). Bazılarında, eğitim için ( arap ülkelrinde) asılı olan burs ilanları var idi. Fotoğraflayamadık.

Bayrak durumu, ayrı bir bayrağı olmasına rağmen Kosova da çok belirgin olarak izleniyor. Biz, bir kaç yer hariç, kamu binaları dahil Kosovada hep Arnavut cumhuriyetinin bayraklarını gördük. Kosova da ayrıca ABD ve diğer ülke beyrakları da bir çok resmi kuruluş ta asılı idi.
İşin açıkçası, eski dönemi yaşamış olanlar, eski dönemi özlüyorlar.

Buralar görülmeli, gerçekten görülmeli, Hem tarihi hem doğası, hem insanları ( çok sıcak davranıyorlar) gerçekten görülmeye değer.


1

4




2


3


Bu günlük bu kadar. Gezi ile ilgili anılarımı, atalardan kalan yerler ile ilgili olanları daha sonra bir başka dosyada yazacağım

Diğer Anılar ve yerler dosyası için tıklayınız............


Öneri, katkı ve eleştirileriniz için

oskocana@yahoo.com.tr   adresine yazabilirsiniz.

14 Mart 2017

Osman Koçanaoğulları - İZMİR


COPYRIGHT   2014    Osman Koçanaoğulları    İZMİR