Fettah Mahallesi ve Şeyh Bedrettin türbesi

Fettah mahallesi ya da eski  adı ile Tekke sokağının eski yerleşiklerinden bir kısmını tanıyabildim, bir kısmını tanıyamadım. Benim yazdıklarım anılarım ve bire bir yaşadıklarım. Bu sokak, şehir efsanelerinin anlatıldığı bir bölge. Muhtemelen eski izmir in diğer bölgeleri ile de şehir efsaneleri vardır ama, ben buralarda yaşadığım için bu bölgeye değineceğim. Bu nedenle de bu  bölge ile ilgili birden fazla dosya gerekiyor.İçinde bulunduğunuz dosya, şehir efdsanelerinin kol gezdiği Fettah mahallesi, ya da eski adları ile Tekke sokak, Akıncılar mahallesi, 1297 sokak. Bu isimler benim bildiklerim.

Sokak, şimdilerde 1297 sokak olarak bilinir. Ben bu sokak ta 24 no'lu evde doğdum, ilk gençlik yıllarım 1973 yılına kadar bu sokak ta ki bir evde geçti. Bu ev  Şeyh Bedrettin ve kardeşine bitişik bina. Şimdi yerlerinde iş hanları var. Kısa bir süre önce bu bölgeyi tekrar görmek istedim. Yıllardır gitmemiştim. Bazı tanıdık çocuk ve torunlarını gördüm, eski günlerden söz ettik.

Şeyh Bedrettin (Şeyh Bedrettin Mısri) türbesini görünce hem sevindim hem de üzüldüm. Sevindim, viranelik görüntü ortadan kalkmış, üzüldüm, benim bildiğim türbe farklı olarak restore edilmiş.

Eski döneme ait fotoğraf ne yazık ki bende yok. Belki birilerinde vardır. Benim kullandığım resimleri internet üzerinden buldum, üzerlerinde, eski halini gösterebilmek için ekler yaptım. Başka da çarem yoktu. Burayı ancak resimler ile anlatmak mümkün. Yazıyı, bana sorulanlara cevap olarak düzenlemeye çalıştım.

arapayse

1297 sokağa bakan kısımdan bakıldığında, 2 adet pencere ve bir kapı ile karşılaşırız. Pencereler, kabirlerin olduğu bölüm. Her kişinin bildiği bir durum. Şimdi ben 1950' li yılların sonuna  döneceğim. Kapının olduğu bölümde ( siyah kare içine alınmıştır) Arap Fatma hanım (aklımda öyle kalmış), oğlu, gelini ve iki adet torunu yaşardı. Kapının üstündeki pencere, o bölümün aydınlatılmasını sağlardı. Elektriğin olup olmadığını bilmiyorum, çünki o önemlerde, çocukların gece sokakta olmaları söz konusu değildi. Oğlu kore gazisi idi. Bu nedenle torununun adı Gazi konulmuş her halde. Sokakta biz top oynarken bizi seyretmeye gelirdi. Siyahi idi, adı bu nedenle Arap Ayşe hanım idi. Yerleşikler ile pek bir bağlantısı yok idi. O kapının açık olduğunda, içerisinde büyük bir oda ve üstünde de şimdilirde asma kat dediğimiz bir bölüm gördüğümü hatırlıyorum. Bu bölüm tekke ile bağlantılımıdır, görmediğim için bir yorum getiremem. Tekkenin içinden görsem daha kesin bilgi verebilirdim. Sonra ortadan çekildiler. Arap Fatma hanımın tekkeye girip orayı temizlediğini ailenin yaşlı bireyleri tarafından söylenirdi. Orada kiracı olarak mı oturuyorlardı, yoksa tekkeye bakmak için mi görevliydiler bilmiyorum. Oraya kaç yılında gelmişler bilmiyorum, ancak hayatta olan ağabeyim (benden 7 yaş büyüktür) çocukluğunda orada olduklarını ancak tam tarih olarak hatırlayamadığını  söyledi. Çocukluğumda, oranın tuvaletinin ( o zamanki tabiri ile helası) nerede  hep merak etmişimdir. Ya içinde vardı, yada misafirhane olan bölüme gidip geliyorlardı. Bu gidiş gelişler de ya sokaktan ya da tekkenin bahçe kapısından olmalı diye düşünüyorum.
Kabirlerin bulunduğu bölüm biz oradan ayrılıncaya kadar bakımsız idi ve sadece sandukalar görülürdü. Sokağa bakan ve kapıya bitişik olan pencere bakıcının olduğu bölüm ile bir duvarla ayrılmıştı.  Pencerelerin önünde tükenmiş mumların kalıtıları olurdu. İnsanlar burayı yatır olarak bellemişlerdi ve mum yakarlardı.  Bu alışakanlığın 50' li yıllardan sonra oluştuğu söylenebilir. Ailem buraya taşındığında (1930 yılları ) Tekke, içindeki kabirler, tekkenin misafirhanesi dışa tamamen kapalı bir mekanmış. Tekkenin mescit ya da dergah olarak kullanılması bu tarihten sonra söz konusu değil.
Belki tekke ve zaviye kanunu çıkmadan önce mescit ve dergah olarak kullanılmış kullanılmış olabilir. Hemen 20-30 metre ilerisinde Fettah camisi bulunduğundan, mescit olarak büyük bir ihtimal ile oraya giden mürşidleri tarafından kullanılmıştır. Benim çocukluğumda kabirlerin olduğu bölümün sokağa bakan pencerelerin camları kırık ve gayet bakımsız idi, sandukalar tahta olarak görülürdü. Sadece camiden çıkanlar veya önünden geçenler dua okurlardı. Ben de çok dua okumuşumdur.

Tekkenin bulunduğu bahçenin orijinal hali restore edilmiş halinden çok farklı . Bahçenin sokağa bakan kapısı çift kanatlı ve demirden yapılmıştı ve devamlı olarak sonuna kadar açıktı. Kapının sağ kanadının duvarla birleştiği yerde, su deposunun sokak tarafında demir parmaklıklı camı olmayan bir pencere vardı.  Avluda, zeminden yaklaşık yarım metre yüksekliğinde (etrafı duvarla çevrili) toprak boş bir bahçe vardı. Evimizin de bahçeleri ayni yapıda idi. İçinde , çeşmesi olan bizim susayınca su açtığımız bir su deposu vardı. Suyu vezir osman ağa suyu idi. Nerden biliyorsun diyebilirsiniz. Evimizin suyu da ayni su idi. Kışın ılık yazın da buz gibi akardı. Komşularımızın bazıları bizden, su alırlardı. Kaynak suyu olduğunu biliyorum. Kumpanya suyu (şimdiki Halkapınar ya da belediye suyu olarak tanımlanan su) evlerde yoktu. Ben ilk okulda iken, kolera ve tifo mikrobu var diyerek bu su kapatıldı,biz de kumpanya suyu bağlatmıştık. Bu su deposunun hemen arkasında karadut ağacı vardı. Yazın yerdik, elimiz boyanırdı, boyayı çıkarmak için bu çeşmede ellerimizi dakikalarca yıkardık. Bahçede başka hiç bir şey yoktu. Çocukluğumun ilk yıllarında, misafirhane bölümü ve tekkenin bahçeye açılan kapısı kapalı idi, çok net hatırlıyorum, tekkenin bahçe kapısı hep kilitliydi. Bir kaç kez yoklamıştım. Çocukluk merakı . 60' lı yıllarrdan itibaren tekkenin  sokak tarafına bakan kapısı da kapalı idi. Ben orta okula başladığım 1962 yılında, Arap Fatma hanımlar da yoktu. Nereden hatırlıyorsun diyecek olursanız, okula başlamam ile birlikte başarılı bir okul hayatımın olması için büyüklerimin söylemeleri üzerine, orada dua okumuştum.

Bahçede mezar  ve mezar taşı bulunmuş. Ne benim çocukluğumda ne de benden daha yaşlı aile bireyleri yaşantılarında bahçenin toprak bölümünde dışarıdan görülen her hangi bir mezar yoktu.  Eğer bahçede mezar  taşı bulundu ise, burada iki olasılıklık ortaya çıkıyor.

1- Bu taşlar bahçenin restorasyonunda  kazılan ve yok edilen bahçenin toprak bölümünden kemikler ile birlikte çıkmış olmalı. Böyle bir durum söz konusu ise orada gerçekten mezar var demek gerekiyor. Restorasyon dönemini görmedim, fikir yürütemem.
2- Eğer bahçenin toprak bölümünden kemik çıkmadı ise, bahçede mezar olmadığı ve bu  mezar taşlarının ya tekke içinde ki kabirlerden ya da daha sonraları orayı işletenler tarafından bir başka yerden getitirilmiş olmaları gerekiyor.
Keşke o taşlar kaybolmasa ve üzerleri okunabilse. Bu bölgenin tarihine çok büyük katkısı olurdu.

Misafirler için ayrılmış bölüm ve bahçe tanıdığımız birileri tarafından otel olarak kullanıldı. Caddeye bakan tarafta binanın lokantaları vardı ve üst kat ile bağlantılı idi. Bu bağlantı orjinal yapıda var mıdır bilmiyorum.  Her halde 1964-1965 yılları idi. O tarihten sonra o bahçeye girmedim. Zaten demir kapılardan sonra ki bahçe bölümüne de barakalar yapılmıştı. Bu binanın caddeye bakan tarafının altında, benim oradan ayrıldığım zamana kadar " ispirtocu " diye bildiğimiz bir dükkan vardı. Bu dükkan şu anda bulunan İş bankasına bitişik dükkandır. Burada, kahverenkli kutu içerisinde hem Tekel tuzu hemde kaya tuzu, mavi ispirto, sigara ve şarap satılırdı.  Yine bu dükkana bitişik olan benim hayal meyal hatırladığım bir lostra salonu vardı. Bu lostra salonu lokanta ile beraber 3. cü dükkan mı idi yoksa lokantanın bulunduğu yerde mi idi çok net hatırlamıyorum. Lokanta, bu lostra salonunun olduğu yere açolmış olabilir.

Yıkım sırası fotoğrafta, (A) harfi Hacı Mevlüt Taş' ların evini, (B) Karabiberlerin evini göstermektedir.

Yazdıklarım benim hatırladıklarım, orayı bilen yakınlarımdan de bilgi aldım.


bedrettinsoak


bedrettin_restore


EK - 22.05.2017

Aleninhayatta olan en yaşlısı ile görüşmem sonrası bazı yeni özellikler anlatıldı. 1938-39 yıllarında, bir ara misafirhane olan bölümde ana okulu gibi bir yer açılmış. 1 yıl kadar sürmüş. İşletici bayanın çocuğu ile o bahçede oyanarmış. Bahçenin toprak olan yüksek bölümünde 1940 ların ortalarına kadar, mezar taşlarının olduğunu biliyor. Mezarlığın yanında ki boş alanda, zaman zaman çalgıcılar eşliğinde dansları, oyunları hatırlıyor. Çok kısa sürmüş. Yerleşikler pek hoş karşılamamışlar. Bir müddet sonra da son verilmiş.

Önerii görüş, katkı ve eleştirilieriniz oskocana@yahoo.com.tr


COPYRIGHT   2014    Osman Koçanaoğulları    İZMİR